'özlemek' kelimesinin kifayetsiz kaldığı saçma bir boyuta geçtim. 5 ay kadar da bu boyutta kamp kuracağım sanırım.

'özlemek' kelimesinin kifayetsiz kaldığı saçma bir boyuta geçtim. 5 ay kadar da bu boyutta kamp kuracağım sanırım.

Kaçmak. Sadece kaçmak isteğiyle dolup taşıyordum belki. Bana mezar mı yoksa başka dünyalarıma kapı mı açan tam kestiremediğim 4 duvarımdan kaçmak istiyordum. Belki de sadece evimden değil, bu semtten yada belki bu şehirden. Zamanın akışı beni boğuyormuşçasına kaçıyordum. Arkamda ne bıraktığımı düşünecek mantığa kavuşmadan kaçıyordum. Bir mont, bir çanta neye ihtiyacım olduğu hakkında çok ayrıntılı düşünmemem çok daha iyiydi. İçimdeki dalganın büyüyüp bütün sörfçüleri yutmasını stiyordum, bütün kaleleri yakmak, bütün arabaları anahtarla çizmek, bütün özenle dizilmiş meyve tezgahlarını devirmek istiyordum evet. Trafikte sıkışıp kaldığınız da arabadan çıkıp yürüyerek yolunuza devam etme haliydi benim ki. Zaman problemi olmadan sadece yürüyerek varacağım yer neresi bilmeden yola devam etmek. Para kaygısı yada gelecek planları olmadan. Ertesi günü ne yapacağını bilemeden, insanların ne dediğini sikine takmadan sadece kaçmak. Hayattaki ineceğim durağa gelmiştim ve bundan sonra otobüsten inip yayan devam etmeliydim. Tek bir tanıdık yüzle bütün herşey kafamda kuma dönüşebilirdi o yüzden daha acele etmeliydim. Her gün gittiğim bir kitapçı yada her gün ekmek aldığım fırıncı, hiç farketmeyebilirdi. Fazla derine inmiştim ve sahile yaklaşmaya çalışıyordum. Çok yakın gibiydi ama ama çok da uzaktı. Sığ ve aptal olup düşünememek için çok şey yapabilirdim. Evet, aptallar kadar mutlu olmak isterdim. Küçük ayrıntılarda takılmak, tablonun genelini görebilecek perspektife sahip olmamak isterdim. Herşey daha güzel olabilirdi. Daha kolay… Ya kafayı üşütmüştüm yada manik depresif bir atak geçiriyordum, bilmiyorum. Kaçıyordum. Yalnızca kaçıyordum. Beni aralarında ezip kemiklerimi kıran duvarlardan, gittikçe boğulmamı sağlayan her olasılık ve kişiden. Belki de delirme sınırıma son damlayı fazla yakınımda olan fazla aptal kişiler sağlamıştı. Virüs gibi. Bütün sisteminizi çökertip sizi sömüren boş yaratıklar. Sanırım buydu evet. Sinir nöbeti geçirmek yerine şu an sadece kaçıyordum. İçimde büyüyen başka bir duygu başka bir heyecanla yürüyor, hatta koşuyordum. İçimdeki senfoni orkestrasında bütün yaylılar ve vurmalılar yükseliyordu. Sonunda oluyordu.   12.03.2013

Kaçmak.

Sadece kaçmak isteğiyle dolup taşıyordum belki. Bana mezar mı yoksa başka dünyalarıma kapı mı açan tam kestiremediğim 4 duvarımdan kaçmak istiyordum. Belki de sadece evimden değil, bu semtten yada belki bu şehirden. Zamanın akışı beni boğuyormuşçasına kaçıyordum. Arkamda ne bıraktığımı düşünecek mantığa kavuşmadan kaçıyordum.

Bir mont, bir çanta neye ihtiyacım olduğu hakkında çok ayrıntılı düşünmemem çok daha iyiydi. İçimdeki dalganın büyüyüp bütün sörfçüleri yutmasını stiyordum, bütün kaleleri yakmak, bütün arabaları anahtarla çizmek, bütün özenle dizilmiş meyve tezgahlarını devirmek istiyordum evet.

Trafikte sıkışıp kaldığınız da arabadan çıkıp yürüyerek yolunuza devam etme haliydi benim ki. Zaman problemi olmadan sadece yürüyerek varacağım yer neresi bilmeden yola devam etmek. Para kaygısı yada gelecek planları olmadan. Ertesi günü ne yapacağını bilemeden, insanların ne dediğini sikine takmadan sadece kaçmak.
Hayattaki ineceğim durağa gelmiştim ve bundan sonra otobüsten inip yayan devam etmeliydim.
Tek bir tanıdık yüzle bütün herşey kafamda kuma dönüşebilirdi o yüzden daha acele etmeliydim. Her gün gittiğim bir kitapçı yada her gün ekmek aldığım fırıncı, hiç farketmeyebilirdi.

Fazla derine inmiştim ve sahile yaklaşmaya çalışıyordum. Çok yakın gibiydi ama ama çok da uzaktı. Sığ ve aptal olup düşünememek için çok şey yapabilirdim. Evet, aptallar kadar mutlu olmak isterdim. Küçük ayrıntılarda takılmak, tablonun genelini görebilecek perspektife sahip olmamak isterdim. Herşey daha güzel olabilirdi. Daha kolay…

Ya kafayı üşütmüştüm yada manik depresif bir atak geçiriyordum, bilmiyorum. Kaçıyordum. Yalnızca kaçıyordum. Beni aralarında ezip kemiklerimi kıran duvarlardan, gittikçe boğulmamı sağlayan her olasılık ve kişiden.
Belki de delirme sınırıma son damlayı fazla yakınımda olan fazla aptal kişiler sağlamıştı. Virüs gibi. Bütün sisteminizi çökertip sizi sömüren boş yaratıklar. Sanırım buydu evet. Sinir nöbeti geçirmek yerine şu an sadece kaçıyordum. İçimde büyüyen başka bir duygu başka bir heyecanla yürüyor, hatta koşuyordum. İçimdeki senfoni orkestrasında bütün yaylılar ve vurmalılar yükseliyordu. Sonunda oluyordu.

 

12.03.2013

baktım ki hipnoz taytım çok ayağa düştü bende joker taytı alayım dedim.
fall colors
… düşmüyoor
hayatında hiç sade cornflakesi sütsüz yememiş insanları samimi bulmuyorum.

hayatında hiç sade cornflakesi sütsüz yememiş insanları samimi bulmuyorum.

tatil nedeniyle duran elimi açma çabaları. 
:)
Sayıyla göndermişler. Twitterda her gün her saat başı “12.12 sevgilimmm , 15.15 benide düşünürmüşş, 02.02 ay çok korktum beni düşünmiceksin diye” şeklinde yazan bi mal var. Hayır yani hiç mi sıkılmıyorsun be kızım. Seviyorsun da bu kadar yılışık sevilmez ki amk. Siktir git. Sevmekten soğutursun lan adamı. Bir saat başı yakalayamayınca trip mi atıyosun anlamadım ki erkek arkadaşına yazık. xxx- canım saat 13.13 sularında aklından kim geçiyordu? SAKIN İNKAR ETME! KİM O KIZ??!?!

Sayıyla göndermişler.

Twitterda her gün her saat başı “12.12 sevgilimmm , 15.15 benide düşünürmüşş, 02.02 ay çok korktum beni düşünmiceksin diye” şeklinde yazan bi mal var. Hayır yani hiç mi sıkılmıyorsun be kızım. Seviyorsun da bu kadar yılışık sevilmez ki amk. Siktir git. Sevmekten soğutursun lan adamı.

Bir saat başı yakalayamayınca trip mi atıyosun anlamadım ki erkek arkadaşına yazık.

xxx- canım saat 13.13 sularında aklından kim geçiyordu? SAKIN İNKAR ETME! KİM O KIZ??!?!

10 Things I Hate About You (1999)
Joseph Gordon-Lewitt , Heath Ledger